ERDEMLİ TOPLUMUN İNŞASI
Bugün 27 Mayıs 2025 Salı.
“Kayseri Radyo Radar Geleceğe Mektuplar” program yapımcısı kıymetli Ahmet beyin konuğu olmak nasip oldu. Konumuz başlıkta da yazdığım gibi “Erdemli toplumun inşası” idi. Epey bir şeyler konuştuk. “Güzel geçti, tekrar burada görmek isteriz” dediler, sağ olsunlar. Ama öyle geniş bir mevzu ki bir saate yakın sürdü sanki hiçbir şey konuşamadık gibi geldi bana, düşündüklerimin çoğu içimde kaldı. Sınırlı bir sürede her şeyi söylemek ve ayrıntılardan bahsetmek mümkün değildi.
Hala kafam orda, keşke şunu da söyleseydim, bunu da söyleseydim diye. Belki de bu bende bir takıntıdır. Hep böyle yaparım. “İze temme’l-emru fehüve lehü noksanün”( Bir iş tamam olduğunda mutlaka onda yine de bir eksiklik olur) dedikleri bu herhalde. Yine de keşke diyorum biraz daha vakit olsa da bari konuyu özetleyebilseydim, onu da yapamadım. Yani;
Biz burada erdemli toplumdan bahsederken;
Ahlaki yönden kemale ermiş,
Doğru, dürüst, sözünde duran, emanete riayet eden,
Çalışkan ve üretken olan,
Gücü nispetinde her ihtiyaç sahibinin yardımına koşan,
Büyüklerine saygılı, küçüklerine şefkatli ve merhametli olan,
İyilik karşısında teşekkür etmeyi, hata yaptığında özür dilemeyi bilen, unutmayan, vefalı olan,
Adalet sahibi olan, zayıf da olsa haklının yanında olan, onun hakkını savunan, güçlü de olsa zalimin, haksızın karşısında duran,
Ahdine vefa gösteren, emanete riayet eden,
Hilkatte eş, dinde kardeş olan, her bir kimsenin malına, canına, ırzına yan gözle bakmayan, kimsenin izzetine, itibarına, şerefine, haysiyetine zarar vermeyen, saygı duyan,
Kimseyi küçük görmeyen, kibirlenmeyen, mütevazı olan,
Suizan beslemeyen, gıybet etmeyen, iftira atmayan, alay etmeyen, başkasının kusurunu araştırmayan,
Kendisi için istediğini kardeşi için de isteyen, kardeşinin acısını kendi acısı gibi bilen, acısını paylaşan ve yardımına koşan,
Kazancının helal olmasına son derece dikkat eden, kul hakkı yemekten titizlikle kaçınan,
Emin/ güvenilir olan, icabında gelmeyene giden, vermeyene veren, zulmedeni affeden,
Kimseyi incitmeyen hatta kimseden incinmeyen, gönüllere girmeyi, dua almayı en güzel gaye bilen,
Özetle Halık’a tazim ve mahlukata şefkat ve merhameti şiar olarak kabul etmiş ve hayatına tatbik etmiş fazilet sahibi fertlerden meydana gelen bir toplumu kastediyoruz.
Aslında biz erdemli toplumla;
Huzurlu ve mutlu bir toplumu kastediyoruz. Çocukların sevgi ve şefkate doyduğu, anne ve babaların ne olacağım kaygısı taşımadığı, komşunun komşudan güvende olduğu, zenginin cömert ve şükür sahibi, fakirin sabırlı ve kanaatkâr olduğu, erkeklerin namus ve iffetine ölesiye düşkün, kadınların da edep ve hayayı kuşandığı, oyun ve eğlenceden daha çok gençlerin ilim ve irfanda yarıştığı, sanata, ticarete ve ziraate hiçbir hilenin karışmadığı, bencilliğin değil diğergamlığın hakim olduğu, selamlaşmanın, musafahalaşmanın, kaynaşmanın, kucaklaşmanın ve paylaşmanın yaygın olduğu, güler yüzlü, tatlı dilli, eli açık, kapısı ve sofrası açık, gönlü zengin insanların yaşadığı, gelenlerin görenlerin hayran kaldığı ve yerleşmek için can atacağı bir toplumdan bahsediyoruz.
Evet aslında biz erdemli toplumdan bahsederken gerçek bir İslam toplumundan bahsediyoruz.
Zira tam da İslam’ın gerçekleştirmek istediği toplum böyle bir tolumdur. İslam dini insanlığın dünya ve ahiret saadetini, mutluluğunu sağlamak için gönderilmiş ilahi kanunlar, düsturlar ve prensipler manzumesidir. Aslında bütün hak dinlerin gayesi de budur. Mahlûkatın en şereflisi olan insanın dünyasını da cennet, ahiretini de cennet eylemektir.
Erdemli bir toplumda yaşamak isteyen ne Eflatun’a, ne Aristotales’e, ne Immanuel Kant’a ve ne de diğer felsefi ve batıl inançlara bakıp yanlış yollara, çıkmaz sokaklara sapmasın.
İslam’a ve O’nun kaynağı olan Kur’an’a baksın, Kur’an’ı en iyi anlayan, açıklayan ve yaşayan Hz. Peygamber’e (As.), O’nun sünneti saniyesine baksın. Asr-ı saadete, sahabeyi kiramın hayatına baksın. O’nun (As.) yirmi üç sene gibi kısa bir zamanda cahiliye toplumundan nasıl bir erdemli tolum oluşturduğuna baksın.
Cahilleri alim, zalimleri adil, bedevileri madeni, eşkıyaları evliya, hasımları hısım, ağyarı yar, düşmanları dost ve insanları kardeş ettiğine, bunu nasıl başardığına baksın. Diri diri öz kızlarını toprağa gömen canileri karıncayı dahi incitmez hale nasıl getirdiğine baksın. Görecek ki aradığı hazine üzerine oturduğu ama daha önce merak edip de açıp bakmadığı sandukanın içindedir.
İşte insanın, toplumun ve insanlığın kurtuluşu mutluluğu ancak bu sahip olduğumuz ama lütfedip araştırmadığımız hazinenin içinde saklıdır.
Bu hükmün sahibi kainatın ve insanın yaratanı, yöneteni ve sahibi olan Yüce Allah’tır.
Allah (C. C.) Asr suresinde Kurtuluş reçetesi olarak sunduğu dört özelliğe sahip olmayanların dünya ve ahirette hüsrana uğrayacaklarını, zarara ve ziyana uğrayacaklarını, mutlu olamayacaklarını, stresten, sıkıntıdan kavga ve kaostan kurtulamayacaklarını açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur.
Hucurat suresinde de yine huzurlu, erdemli bir toplum için uyulması gerekli olan emir ve yasakları bir manifesto niteliğinde ortaya koymuştur.
Yazımız tahminimden çok daha uzadığı için bu iki surenin muhtevasını başka bir yazımızda ele almak üzere son sözümüzü söyleyelim.
Para pul, mal mülk, makam mevki, servet şöhret sahibiyim ama mutlu değilim diyenler, kara propagandaların tesiriyle İslam’a yabancı duranlar! Aklınız başınızda ise, gören gözünüz, duyan kulağınız ve hakikati arayan açık bir kalbiniz var ise ön yargıdan kurtulun ve İslam’ı şundan, bundan, ondan değil öz kaynaklarından okuyun, araştırın ve öğrenin lütfen.
Yine “her türlü imkanımız var. Elhamdülillah Müslümanız da. Ama neden iç huzurunu yakalayamadık, neden toplum bozuldu, herkes halinden şikâyetçi, neden kimse gülmüyor, neden mutlu değiliz, neden bu acılar, sıkıntılar dinmiyor, neden insanlar bencilleşti, neden kimse kimsenin derdine ortak olmuyor” diyorsak “Müslümanız” sözümüze sadık kalalım, altını ve içini dolduralım, sözde değil özde, söylemde değil eylemde müslümanlığımızı ortaya koyalım lütfen.
Çünkü Müslümanlık bir iddiadır. Her iddia bir ispat ister. Müslümanlığın ispatı da ibadetler, evamire ittiba, nevahiden içtinap ve güzel ahlak ve erdemi kuşanmaktır.
Bu gerçekleştiği zaman işte o zaman göreceğiz ki dünyamızda cennet olacak ahiretimiz de cennet olacak, insanlık kurtuluşa erecektir inşallah.
Aksi halde hiçbir zaman hüsrandan kurtulamayacak, aradığını bulamayacak, kurtuluşa eremeyecek, mutluluk ve saadete eremeyecektir.
Yukarıda ifade edildiği gibi bu hükmü veren de C. Allah’tır. O Allah Teâlâ ki kainatı, bütün mahlukatı ve insanı yaratandır. Yarattıklarının nasıl mutlu olacaklarını en iyi bilen de O’dur. (C.C.)
Yakup ÖZTÜRK
Emekli DİB Başkanlık Müftüsü
27 Mayıs 2025
