ALEMLERE RAHMET HAZRETİ MUHAMMED (S.A.V)
Evet bunu alemleri yaratan böyle ilan ediyor yüce kitabı keriminde.
“Başka değil biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya,107)
Hitabı ilahinin muhatabı hiç şüphesiz vahye mazhar olan Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (s.a.v).
Alemlerden maksat nedir? Anlamaya çalışalım inşallah. Anlamaya çalışırken “alemin”in geçtiği Fatiha Suresi’ndeki “Elhamdü lillehi rabbi’l alemin” ayetini de hatırda tutalım. (Hamd, övgü, sena alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.)
Yaratılmış olan her şey bir alemdir. İnsanlar, melekler, cinler, hayvanat, cemadat, nebatat, maddi ve manevi bütün varlıklar, kainatın bütün katmanları yer gök, dünya ahiret… her biri bir alemdir. Bu alemler kendi içinde de nice alemlerden oluşmaktadır. Düşünebiliyor muyuz? İnsanlar bir alem ve ne kadar insan var ise onların da her biri ayrı bir alem. Hayvanlar bir alem ve ne kadar hayvan türü varsa ve o türden ne kadar varsa her biri bir alem, bitkiler de öyle her biri bir alem. Yaratılmış olan her şey canlı cansız bir alemdir. Hatta maddenin en küçük bölünemez parçası diye bilinen atom, canlıları meydana getiren hücre ve hücreler… Ne kadar geniş bir alandan bahsediyoruz bir düşünelim. “Rabbü’l- alemin” derken biz yerde gökte, denizde deryada, fezada ve uzayda zerreden kürreye, habbeden kubbeye, bildiğimiz bilmediğimiz ne varsa bunların hepsini kasdetmiş oluyoruz. Yani Allah (c.c) bütün bunların hepsinin yaratanı, yaşatanı, yöneteni, sahibi, maliki,hakimi, tedvir ve terbiye edenidir.
Hz. Muhammed (a.s) da bütün bu alemlere, mahlukat ve mevcudata rahmet olarak gönderilmiştir.
Allah’ın alemlerin rabbi oluşunu çok rahat anlıyoruz ama Peygamber (a.s) ın alemlere rahmet oluşunu nasıl anlayabiliriz veya nasıl anlamalıyız?
RAHMET
Önce rahmet ne demek onu anlamaya çalışalım. Rahmet R- H- M harflerinden oluşan rahime fiilinin masdarıdır. Allah’ın isimlerinden Rahman ve Rahim de aynı kökten gelir. Şefkat ve merhamet demektir diyoruz ama onlarda arapçadan geçme kelimelerdir. Rahmet ve merhameti Türkçeye tercüme etmek mümkün değildir. Çünkü karşılığı yoktur. Sadece esirgemek ve acımak gibi tek bir kelime ile bunu açıklamak ve anlamak yetersiz kalıyor ve manayı daraltmış oluyoruz. Zira merhamet acımaktan öteye acıları dindirmeyi, sıkıntıları gidermeyi de içine alacak bir genişliğe sahiptir.
Merhamet aynı zamanda sevgiyi, şefkati, muhabbeti, ilgiyi, alakayı, korumayı, kollamayı, kurtarmayı, affetmeyi, bağışlamayı, yardım etmeyi, iyilik yapmayı vb. birçok güzel manayı içine alacak kadar genişlikte bir kavramdır. Besmelemizde yer alan ve Haşr suresi 22. ayette geçen rahman ve rahim Allah’ın isimlerinden iki isimdir. Yani gerçek manada rahmet ve merhamet sahibi olan C. Allah’tır. Rahmetin menşei, menbaı ve merkezi Allah’tır. (c.c)
Kur’an’da “Andolsun ki size kendi içinizden bir elçi geldi, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir, o size çok düşkündür, müminlere çok şefkatli ve çok merhametlidir” mealindeki tövbe suresi 128. ayette peygamberimize de “rauf ve rahim” sıfatları izafe edilmiştir.
Bir rivayette; Allah teala’nın rahmetini yüz parçaya ayırdığı, doksan dokuzunu kendi nezdinde tuttuğu, birini de yeryüzüne indirdiği, bütün mahlukatın bu bir rahmetle birbirine merhamet ettiği, anaların çocuklarına, koyunların kuzularına bu rahmetle muamele etikleri bildirilmektedir. (Buhari, edep,19)
Burdan anlıyoruz ki beşerdeki re’fet, rahmet ve merhamet Allah Teâlâ’nın rahmaniyyet, rahimiyyet ve merhamaetinin kulları üzerindeki tecellisinden ibarettir. Allah’ın yarattığı ve ruhundan üflediği (Hıcr,29) beşer bu tecelliden hissesine düşeni alır. Hiç Şüphesiz Allah’ın esma ve sıfatlarının en fazla tecelli etiği kimseler peygamberlerdir. Yine hiç şüphesiz Allah’ın rahmetinin en fazla tecelli ettiği beşer de Peygamberi zişan efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) dir.
Zira Kuranı Keriminde bizzat C: Allah Habibi edibine hitaben ve mealen “Biz seni başka bir şey değil ancak ve ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” buyurması ve rauf ve rahim sıfatlarını izafe etmesi buna açık bir delildir.
Evet Hz. Muhammed (sav) alemlere rahmettir ve onun Alemlere rahmet oluşu O’na ve insanlığa Allah’ın bir lütfudur ve Allah’ın geniş, sonsuz ve sınırsız rahmetinin bir neticesidir.
“Febime rahmetin minallahi linte lehüm…”
Allahtan bir rahmetle (Allahın sana bahşettiği rahmet sayesinde) sen onlara yümuşak davrandın. Kaba ve katı kalpli olsaydın etrafında kimse kalmazdı. (Ali imran,159) ayeti de buna işaret emektedir Allahü eğlem.
ALEMİN
“Alemin” alem kelimesinin çoğuludur. Başta izah edildiği gibi “Alem” de yaratılmış olan her bir şeydir. İnsanlar, melekler, cinler, hayvanlar, bitkiler, evrende yer alan Güneş’inden tutun da Ay ve yıldızlardan çıkın, dağından taşından tutun da onların en küçük bölünemez parçası atomlara kadar hepsi bir alemdir.
“Alemin” kavramının ne kadar geniş akla hayale sığmaz bir genişlikte olduğunu ifade etmiştik.
Her namazda okuduğumuz Fatiha suresinde bize öğretilen, duaların en efdali olduğu efendimiz tarafından bize bildirilen, dilimizden düşürmediğimiz ve her fırsatta telaffuz ettiğimiz “Elhamdü lillehi rabbil alemin” derken yani “hamd, övgü, sena Alemlerin rabbi olan Allaha mahsustur derken, aslında ne kadar geniş bir manayı kastettiğimizin farkında olmalıyız ve bu şuurla bir kez daha “Elhamdü lillahi rabbil alemin “ demeliyiz.
Evet Allah (c.c) bütün bu alemlerin rabbidir, yaratanı, yaşatanı, yönetenidir. Sahibi, maliki ve hakimidir. Göreni, gözeteni ve terbiye edenidir.
Bütün bu alemler C. Allah’ın rahmetinin bir eseridir. Onun rahmetiyle vücut bulmuş ve varlık sahnesine çıkmışlardır.
C. Allah bu geniş rahmetinin eseri olarak da insanlara peygamberler, elçiler göndermiştir. Her bir elçiyi belirli bir topluma, sınırlı bir zaman ve mekana gönderirken Peygamberlerin sonuncusu (Ahzap,40) olan Hz. Muhammed’i bütün zamanlara ve mekanlara, kıyamete kadar gelecek olan tüm insanlara (Sebe,28) elçi olarak göndermiştir. O’nu (sav) bir kavme, bir millete bir topluma değil tüm insanlara şahit, beşir (müjdeleyici), nezir(uyarıcı) ve Allah’ın yoluna davetçi olarak(ahzap,45-46) göndermiştir.
Hz. MUHAMMED ALEMLERE RAHMET VEME ERSELNEKE İLLE RAHMETEN LİL ALEMİN
Evet C. Allah Hz. Muhammed (s.a.v) i başka bir şey için değil ancak ve ancak ve alemlere rahmet olarak göndermiştir.
Evet O (sav) küfür, şirk bataklığında boğulurken ve buhranlar içinde kıvranırlarken tevhide, hidayete, kurtuluşa, ebedi saadete davetiyle insanlığa rahmetti.
Zulüm ve haksızlığın hakim olduğu, zayıf ve güçsüzlerin haklarının gasbedildiği, kabilecilik, soy sop davası ve tefrikanın yaygın olduğu, üstünlüğün malda, mülkte, evlatta görüldüğü bir ortamda hakkı, hukuku, adaleti, takvayı, eşitliği, birliği, beraberliği, karşılıklı sevgi, saygı ve muhabbeti, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı emretmesi, bunları tatbik, tebliğ, temsil ve tesis etmesiyle toplum için rahmetti.
Kız çocuklarının utanç vesile olarak görüldüğü ve cahilane mülahazalarla diri diri toprağa gömüldüğü bir zamanda onları diri diri gömülmekten kurtardığı, izzet ve itibarlarını koruduğu, onur ve şereflerine kavuşturmasıyla hatta onları iffetiyle, namusuyla büyüten anne babaları cennetle müjdelemesiyle kız çocukları için rahmetti.
Kucağına alması, şefkatle öpmesi, gönüllerini alması, Allah’ın bir emaneti olarak görülmesini ve onlara sevgi, şefkat ve merhametle muamele edilmesini emretmesiyle çocuklar için rahmetti.
Allah’a itaatten hemen sonra anne babaya iyilik yapmayı emretmesi, onlara saygısız davranmayı, öff bile denilmesini yasaklamasıyla(İsra,23) anne ve babalar için rahmetti.
Kadınların hak ve hukukunun olmadığı, bir meta gibi alınıp satıldığı bir zamanda nikahı emretmesi, (Camiu’l ahbar,885213) erkeklerin hakkı olduğu gibi aynı şekilde kadınların da erkekler üzerinde haklarının olduğunu (Bakara, 228) ilan etmesi ve kadınlarınıza iyi davranın (Nisa,19) “Sizin en hayırlınız eşlerine en iyi davrandır” (Tirmizi)buyurmasıyla kadınlar için rahmetti.
Ailenin huzuru, mutluluğu, kıvamı ve devamı için ailenin reisi yaparak ve “Allah’tan başkasına secde etmek caiz olsaydı kadınlara kocalarına secdeyi emrederdim” (Tirmizi, rada,10) buyurarak meşru isteklerinde kocaya itaati emretmesiyle kocalar için rahmetti.
Cenneti ayaklarının altına sermesiyle (Nesei, Cihat,6)anneler, Allah’ın rızasına giden yolun babayı razı etmekten geçtiğini (Tirmizi, Birr,3.) bildirmesiyle babaya itaati ve razı etmeyi teşvikiyle babalar için rahmetti.
Evet O (s.a.v) yetimler, öksüzler, fakirler, zenginler, sağlıklı olanlar, sağlıksız olanlar, engelli olanlar, engelsizler olanlar, mazlumlar hatta zalimler, herkes için rahmetti.
Yazımızın haddinden fazla uzamaması için bunların herbiri hakkında örnek vermeyeceğiz ama O’nun rahmet peygamberi oluşuna örnek teşkil edecek en çarpıcı iki olayı hatırlatarak yazımıza son verelim inşallah.
Kısaca hatırlayalım. Efendimiz (a.s.) Mekke’de tevhit mücadelesine başladı. Mekkeli müşrikler ona yapmadıklarını bırakmadılar. Her türlü eza ve cefayı reva gördüler. Ama O yılmadı, usanmadı davetine devam etti. Mekkeli müşrikler inat ettiler, küfürlerinde ısrar ettiler, eza ve cefaya devam ettiler. Çok daraldığı bir zamanda hem rahat bir nefes almak hem de tebliğ ve davetini ulaştırmak için hicaz bölgesinin adeta mesire yeri olan ve önemli yerleşim merkezlerinden biri olan Taife gitti. Taif’lileri tevhide davet etti. Ama heyhat!
Mekkeli müşriklerden daha beter çıktılar. Alaylar, hakaretler, yuhalamalar hatta taşlamalar… Yol arkadaşı Hz. Zeyd (r.a) la birlikte çok kötü ve acımasız bir saldırıya maruz kaldılar. Zar zor kaçarak bir bağa sığındılar. Böyle kötü bir saldırı karşısında yorgun, bitkin ve çaresiz bir halde iken C.Allah görevli meleklerini gönderiyor.
- Ya Muhammed! Allah teala bizi, sana gönderdi, bu zulüm ve cefayı sana reva görenleri cezalandırmak üzere senin emrine verdi. Dağları birleştirelim bunların hepsini helak edelim ister misin? Diyor melekler.
İşte böyle bir zamanda Hz. Muhammed (sav) hiçbir beşerin yapamayacağını yapıyor. Ahlakın en güzelini sergiliyor. İnsanlığın görebileceği, duyabileceği sözlerin en güzelini söylüyor;
“Hayır istemem, bunların helak olmalarını istemem. Zira ben helak etmek için değil rahmet olarak gönderilen bir elçiyim.”. Diyor ve kendisine hakaret eden, işkence eden, taşlayan ve taşlattıran bu insanlara helak etmek şöyle dursun dua ediyor.
“Ya Rab! bunları affeyle çünkü bunlar bilmiyorlar. Bunları sen bağışla Allah’ım. Bunlar cahilliklerinden kabul etmediler ama belki nesillerinden hakkı kabul edecek, hakka hizmet edecek hayırlı neferler çıkabilir” diye dua ediyor. Duası da kabul oluyor daha sora Taif’liler Müslüman oluyor ve İslam’a çok hizmetleri dokunuyor.
İşte Hz. Muhammed alemlere rahmetti. Mekke’nin fethinde gösterdiği muamele bundan da dehşetti. Muzafferane ordu dört koldan Mekke’ye girmiş. O’nu (s.a.v) Mekke’de rahat bırakmayan, O’na her türlü kötülüğü, hakareti, işkenceyi reva gören hatta Darunnedve’de aldıkları kararla öldürmeye teşebbüs eden ve nihayet yurdunu, yuvasını terk etmesine sebep olan, Bedir’de, Uhut’ta Hendek’te kana kan, cana can cenk ettikleri müşrikler kaçacak delik arıyorlar. Müslümanların sancaktarı Sa’d bin Ubade kükremiş;
“El-yevmü yevmü’l- melhame” (bugün savaş günü, bugün intikam günü, bugün kanların oluk oluk akacağı gün) diye nida ediyor. Bunu işiten efendimiz (a.s) derhal müdahale ediyor.
Hayır bugün kavga, savaş, kan dökme, günü değil bugün “ El-yevmü yevmü’l- merhame”(Bugün merhamet günüdür. Barış günüdür, af ve bağış günüdür) buyuruyor ve kan günü diyen komutanı, Sad’ı görevden alıyor. Böylece müminlere ve tüm insanlığa rahmet peygamberi olduğunu gösteriyor ve kötülük yapanlar eline geçtiği zaman nasıl davranılacağına dair çok iyi bir örnek bırakıyor. Rahmetindeki incelik ve zerafeti de ,sadın da gönlünü alacak bir talimat veriyor ve Sancağı oğlu Kays bin Sada teslim ediyor. Böylelikle de rahmet peygamberi insanlığa ikinci bir incelik ve zarafet örneği sergiliyordu.
Rahmet peygamberi oluşunun en çarpıcı örneğini Mekke fethinin şu bölümünde de çok açık net bir şekilde görüyoruz. Disiplinli, düzenli ve muzafferane bir şekilde ordu her tarafı kuşatmış, müşrikler karşı koymak şöyle dursun korkudan tir tir titriyorlar. Toplanmışlar. Acaba bize nasıl bir muamele edecek diye bekleşiyorlar. Kendilerinin ona yaptıklarını bildikleri için aynı kötü muamelenin kendilerine de yapılmasından korkuyorlar. Acaba kılıçtan mı geçirilecekler yoksa işkenceyle mi öldürülecekler, korku ve endişeyle bekleşirken rahmet peygamberi Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.) Onlara özetle şöyle hitap ediyor.
Korkmayın! Rahat olun, Kim Kâbe’ye sığınırsa dokunulmayacak, kim Ebu Süfyan’a sığınırsa dokunulmayacak, kim kendi evine girerse (saldırıda bulunmazsa) dokunulmayacak. “entümüttülega” hepiniz hür ve serbestsiniz.”
İşte rahmet, işte merhamet, işte af, işte güzel ahlak!
İşte Alemlere rahmet Hazret Muhammed!
Biz seni başka değil ancak alemlere rahmet olarak gönderdik (Enbiya ,107)
Evet Rahmeten li’l- alemindir Mustafa,
Hem şefiu’l -müznibindir Mustafa
(S.Çelebi)
Tarih böyle bir merhamet görmedi. Böyle bir muamele görmedi.
Ama Hazreti Muhammed (s.a.v) gösterdi. Çünkü o İmha etmek için değil ihya etmek için, tahrip etmek için değil tamir etmek için, helak etmek için değil rahmet ve merhamet etmek için gönderilen bir elçi, bir peygamberdi. (s.a.v)
Bu hakikati bilmenin, yazmanın, okumanın, konuşmanın ve dinlemenin maksadı rahmet ve merhametin hakiki sahibi, menşei ve merkezi olan Allah’ın kulları ve O’nun (c.c) seçip gönderdiği rahmet peygamberi Hz. Muhammed’in ümmetleri olarak öncelikle iman edip sonra inandığımızla amel etmektir. Bu konuya hasredecek olursak maksat Halık’a tazim mahlukata şefkat ve merhamettir. Gerisi lafı güzaftır.
Not: Bu yazı 24 Ekim 2025 Hunat Camii’nde yapılan Cuma sohbetinin özeti olarak kaleme alınmıştır.
Yakup Öztürk
24/10/2025
Emekli İl Müftüsü